Beslenme dünyasında neredeyse herkesin üzerinde uzlaştığı nadir konulardan biri Akdeniz diyeti. Kardiyologlar öneriyor, diyetisyenler öneriyor, her yıl yayımlanan diyet sıralamalarında genellikle ilk sıralarda yer alıyor. Bu kadar ortak övgü, sorgulayıcı bir okurun kaşlarını kaldırmasına yetmeli. Gerçekten bu kadar iyi mi, yoksa güneşli kıyılar, zeytin ağaçları ve uzun ömürlü köylüler imgesi bilimsel verilerin önüne mi geçiyor?
Bir diyet mi, bir yaşam biçimi mi
Akdeniz diyeti aslında bir liste değil, bir örüntü. Sebze, meyve, baklagil, tam tahıl, zeytinyağı ve kuruyemiş temeli oluşturur; balık ve süt ürünleri ölçülü, kırmızı et ve şekerli besinler seyrek tüketilir. Bu modelin ilk kez tanımlandığı 1960’lı yılların Girit ve Güney İtalya köylerinde insanların gün boyu fiziksel olarak çalıştığını, yemekleri uzun ve kalabalık sofralarda yediğini de unutmamak gerekir. Dolayısıyla Akdeniz diyetini yalnızca zeytinyağı şişesine indirgemek, onu anlamamak demektir. Yürümek, paylaşmak ve mevsimine göre yemek de bu modelin ayrılmaz parçalarıdır.
Kalp sağlığı verileri ne kadar sağlam
Akdeniz diyetinin itibarı büyük ölçüde İspanya’da yürütülen PREDIMED adlı geniş kapsamlı bir çalışmaya dayanır. Bu çalışmada zeytinyağı ya da kuruyemişle desteklenmiş Akdeniz tipi beslenmenin kalp krizi ve inme riskini azalttığı bildirilmişti. Ancak çalışmanın yöntemindeki bazı randomizasyon sorunları nedeniyle makale geri çekilip düzeltilmiş hâliyle yeniden yayımlandı. Düzeltilmiş analizlerde de sonuçların genel yönü korundu, fakat bu süreç tek bir çalışmaya fazla yüklenmenin riskini hatırlattı. Neyse ki Akdeniz diyetine dair kanıt yalnızca bu çalışmadan ibaret değil; çok sayıda gözlemsel çalışma ve meta-analiz, kalp-damar sağlığı açısından olumlu bir tablo çiziyor. Kanıt güçlü, ama kusursuz değil.
Zeytinyağı sınırsız tüketilebilir mi
Akdeniz diyetinin popülerleşmesiyle birlikte zeytinyağı neredeyse bir ilaç gibi sunulmaya başlandı. Sızma zeytinyağının polifenoller ve tekli doymamış yağlar açısından değerli olduğu doğru. Ama bir yemek kaşığı zeytinyağı yaklaşık yüz yirmi kalori taşır ve bu hesap kilo kontrolü hedefleyenler için görmezden gelinemez. Salataya göz kararı dökülen birkaç kaşık, fark edilmeden bir ara öğün kadar enerji ekleyebilir. Zeytinyağının değeri, tereyağı ve margarin gibi yağların yerine kullanıldığında ortaya çıkar; mevcut beslenmenin üzerine eklendiğinde değil.
Ege’ye komşu bir şehirde Akdeniz sofrası
Denizli, Ege ile İç Anadolu arasında kalan konumu sayesinde iki mutfağın izlerini taşır. Bir yanda zeytinyağlı fasulye, enginar ve yaz sebzeleriyle kurulan Ege sofrası, diğer yanda tereyağı, hamur ve etin daha baskın olduğu iç bölge alışkanlıkları. Akdeniz diyetini benimsemek isteyen biri için iyi haber, bu modelin malzemelerinin zaten pazarda ve mutfakta hazır olması. Kuru baklagil yemeklerini haftanın düzenli bir parçası yapmak, bulguru sebzeyle zenginleştirmek, tatlı yerine mevsim meyvesini tercih etmek ve kırmızı eti haftada birkaç öğünle sınırlamak, egzotik malzemelere ihtiyaç duymadan bu yaklaşıma yaklaşmanın yollarıdır.
Romantik tablonun gölgede kalan yanları
Akdeniz diyetine yöneltilen eleştirilerin başında tanımının esnekliği geliyor. Farklı çalışmalar farklı kriterler kullandığı için sonuçları karşılaştırmak zorlaşıyor. Bir diğer eleştiri, bazı yorumlarda kırmızı şarabın neredeyse önerilen bir içecek gibi sunulması; alkolün güvenli bir tüketim düzeyi olup olmadığı tartışmalıyken bunu sağlık önerisi kılığına sokmak yanıltıcı. Ayrıca bugün Akdeniz ülkelerinin kendisinde bile geleneksel beslenme hızla terk ediliyor ve obezite oranları artıyor. Yani Akdeniz diyeti bir coğrafyaya değil, belirli alışkanlıklara bağlı; bu alışkanlıklar kaybolduğunda kıyıda yaşamak tek başına koruma sağlamıyor.